İçeriğe geç
Dil
Tüm yazılar

Anadolu yakasında bir gün: Beylerbeyi, Küçüksu ve Beykoz Mecidiye

Aynı sahil yolunda, güneyden kuzeye üç saray yapısı: bir yazlık saray, çayırın kıyısında küçük bir kasır ve Mısır’dan hediye gelmiş, tepeye kurulu bir köşk.

Yayımlanma

Kalabalık Avrupa yakasında. Karşı kıyıda ise Millî Saraylar’ın üç yapısı aynı Boğaz yolunun üzerinde sıralanıyor: Beylerbeyi Sarayı, Küçüksu Kasrı ve Beykoz Mecidiye Kasrı. Güneyden kuzeye bu sırayla gidince acelesiz, keyifli bir gün çıkıyor: bir büyük saray, çayır kenarında zarif bir kasır ve tepeye kurulmuş bir köşk. Yol boyunca da Boğaz hep yanınızda. Bugünkü yapıların üçü de 19. yüzyılın ortasında, yirmi yıl içinde yükseldi ve hepsi birbirine tek bir sahil yoluyla bağlı; bu yüzden plan yapmak da kolay.

Yola çıkmadan

Pazartesiyi seçmeyin, üçü de kapalı. Gişeler 09:00–17:00 arası açık; erken çıkıp sabahı en büyükleri olan Beylerbeyi’ne ayırmak en iyisi.

Her mekân biletini kendi gişesinde satıyor, üçü de Millî Saraylar’ın e-bilet sisteminde var (online bilet iade edilmiyor). Millî Saraylar Tam Bileti üç yapıyı da kapsıyor; Küçüksu mesire alanını ve Topkapı’yı kapsamıyor. Müzekart üç yapıda geçerli, mesire alanında geçmiyor. Beylerbeyi ve Beykoz Mecidiye’de yalnızca bahçeyi gezmek isteyenler için daha ucuz bir bahçe bileti de var.

Birkaç küçük kural da günü kolaylaştırır. Sesli rehber her biletle ücretsiz, Müzekart’la girenler hariç. Bebek arabası iç mekâna alınmıyor; büyük sırt çantası ve şemsiye emanete bırakılıyor. İçeri yiyecek ve içecekle girilmiyor, bu yüzden atıştırmalıkları bahçede ya da mesirede bitirmek gerekiyor.

Sabah: Beylerbeyi Sarayı

Beylerbeyi, Üsküdar’ın biraz kuzeyinde, neredeyse 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün altında. Sultan Abdülaziz 1863–1865’te yazlık saray ve yabancı hükümdarların konuk evi olarak yaptırdı; İmparator Franz Joseph ve İmparatoriçe Eugénie 1869’da burada kaldı. II. Abdülhamid 1912’de Selanik’ten getirildikten sonra son yıllarını bu sarayda geçirdi ve 1918’de burada vefat etti.

Mâbeyn ve Harem’den oluşan ana bina açık; Mısır hasırlı zeminleri, Hereke halıları ve Baccarat avizeleriyle. Bahçedeki köşkler, yani iki Deniz Köşkü ile Sarı Köşk, Mermer Köşk ve Ahır Köşk şu an kapalı. O yüzden sarayın arkasında setler hâlinde yükselen bahçeye biraz zaman ayırın; manolyalar, kestaneler, ıhlamurlar ve setlerdeki erguvanlar II. Abdülhamid döneminden kalma. Baharda erguvan açarken gelirseniz Boğaz’ın neden bu ağaçla anıldığını da anlarsınız.

Öğle: Küçüksu Kasrı ve mesire

Biraz daha kuzeyde, Anadoluhisarı’nın yanında, Göksu ile Küçüksu dereleri arasındaki çayırda Küçüksu Kasrı duruyor. Bu çayır bir zamanlar padişahların Boğaziçi hasbahçelerinden biriydi, sonra İstanbulluların gözde mesiresi oldu. Evliyâ Çelebi 17. yüzyılda Göksu’yu kayıkla gezilen, gül bahçeleriyle çevrili sakin bir köşe olarak anlatır.

Burada 1751–1752’den beri ahşap bir köşk vardı; III. Selim 1806’da annesi Mihrişah Valide Sultan adına bir çeşme ekletti. Bugünkü kâgir kasır 1856–1857’de Abdülmecid için yapıldı, cephe süslemeleri Abdülaziz döneminde zenginleştirildi. Burası oturmak için değil, dinlenmek ve ava çıkmak için günübirlik kullanılan bir biniş kasrı. Üst katlarda dört oda bir orta sofaya açılıyor; şömineler renkli İtalyan mermerinden, parkeler her odada farklı desende. Çıkınca deniz tarafına dolaşın: kabartmalı cepheye yaslanan şadırvanlı küçük havuz oradadır.

Hemen yanında ayrı biletle girilen Küçüksu mesire alanı var: ahşap kameriyeler, çocuk oyun alanı, yürüyüş yolu ve kafeterya. Diğer saray bahçelerinde piknik yasak; açık havada, çimenin üstünde ya da bir kameriyenin gölgesinde yemek yemek istiyorsanız doğru adres burası. Masada oturmayı tercih edenler için Millî Saraylar üç mekânda da kafeterya olduğunu belirtiyor.

Öğleden sonra: Beykoz Mecidiye Kasrı

Son durak Beykoz’un kuzey ucunda, Hünkâr İskelesi’nde; denizden setler hâlinde yükselen bir korunun tepesinde. Dolmabahçe’den de Beylerbeyi’nden de eski; Boğaziçi’nin yeni üslupta ilk kâgir yapısı sayılıyor. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa 1845’te Sultan Abdülmecid için yaptırmaya başladı, oğlu Said Paşa 1854’te tamamlatıp padişaha hediye etti.

Abdülmecid kasra pek ilgi göstermedi, ama Abdülaziz yazları sık sık kullandı, Beykoz Çayırı’nda güreşler düzenletti. 15 Ekim 1869’da, aynı yıl Beylerbeyi’nde konuk edilen İmparatoriçe Eugénie’ye burada ziyafet verildi, onun için ordu geçit töreni yaptı. Kasır sonra yetimhane, 20. yüzyılın büyük bölümünde de hastane olarak kullanıldı; 2010–2016 arasında restore edilip 11 Nisan 2017’de müze olarak açıldı. İtalyan taşı ve beyaz mermerle kaplı neoklasik ön cepheye ve içerideki renkli somaki süslemelere dikkat edin.

Ulaşım ve üçü arasında

Avrupa yakasından vapurla Üsküdar’a geçin. Üsküdar iskelesinin önünden kalkıp sahil yolunu izleyerek Beykoz’a giden otobüsler ve dolmuşlar üçünün de önünden geçiyor: önce Beylerbeyi, sonra Küçüksu, en son Beykoz. Bazı Boğaz vapurları Kandilli ve Anadoluhisarı iskelelerine uğruyor, buralardan Küçüksu’ya kısa bir yürüyüş var; vapura güvenmeden önce güncel tarifeye bakın.

Dönüşte aynı sahil yolu sizi Üsküdar’a indirir; akşamüstü Üsküdar sahilinde bir çay, günü kapatmak için fena fikir değil. Avrupa yakasında Topkapı ile Dolmabahçe hâlâ listenizdeyse, önceden bilet almaya değecek iki yer onlar.