İçeriğe geç
Dil
Tüm yazılar

Beylerbeyi Sarayı: köprünün gölgesindeki yazlık saray

Abdülaziz’in Anadolu yakasındaki yazlık sarayı; imparatorları ağırladı, tahttan indirilen bir padişahın son evi oldu. Tarihi, salonları, bahçeleri ve bugün nelerin kapalı olduğu.

Yayımlanma

Boğaz’dan vapurla geçen herkes Beylerbeyi Sarayı’nı görmüştür: 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün hemen altında, Anadolu yakasında uzanan o beyaz yapı. Ama içine giren az. Oysa burası eşyasıyla, bahçeleriyle bütün olarak ayakta kalmış bir yazlık saray ve Avrupa yakasındaki kalabalığın yanında insanı dinlendiriyor.

Sarayın asıl cephesi denize bakıyor; o yüzden en güzel görüntüsü de sudan. Karadan gelip içini gezdikten sonra bir gün vapurla önünden geçerseniz, gezdiğiniz salonların pencerelerini dışarıdan tanımak ayrı bir keyif.

Yazlık saray, misafirhane

Beylerbeyi kıyısında yerleşim Bizans dönemine kadar iniyor. II. Mahmud burada ahşap bir saray yaptırmıştı; 1851’de büyük kısmı yandı. Sultan Abdülaziz de yerine bugünkü sarayı ve ek binalarını 1863–1865 arasında inşa ettirdi. Mimarı, 19. yüzyıl İstanbul’unun saraylarına imzasını atan Balyan ailesinden Sarkis Balyan.

Saray hiçbir zaman yönetim merkezi olmadı. Yazları kullanılıyor, özellikle de yabancı hükümdarları ağırlamak için açılıyordu. Kısacası Dolmabahçe devletin vitrini ise Beylerbeyi onun misafir odasıydı.

Konuk defterinde kimler var

Sarayın en iyi referansı konukları. Yalnızca 1869’da Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph ile Süveyş Kanalı’nın açılışına giderken İstanbul’a uğrayan Fransız İmparatoriçesi Eugénie burada kaldı. 1874’te Karadağ Prensi Nikola geldi; Alman İmparatoru II. Wilhelm de sarayın misafirleri arasında.

Eugénie’nin ziyareti aynı kıyının biraz yukarısında da iz bıraktı: 15 Ekim 1869’da Beykoz Mecidiye Kasrı’nda onun onuruna ziyafet verildi, ordu geçit töreni yaptı.

II. Abdülhamid’in son durağı

Sarayın en sessiz dönemi aynı zamanda en hüzünlüsü. Yıldız’dan 33 yıl ülkeyi yöneten II. Abdülhamid, 27 Nisan 1909’da tahttan indirilip Selanik’e gönderildi. Balkan Savaşı’nda şehir tehlikeye girince 1 Kasım 1912’de İstanbul’a getirildi ve Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirildi.

Hayatının geri kalanını burada, gözetim altında geçirdi; 10 Şubat 1918’de sarayda vefat etti ve Divanyolu’ndaki II. Mahmud Türbesi’ne defnedildi. Bahçedeki ağaçların bir kısmı, esir gibi döneceği bu saraya daha kendi saltanat yıllarında dikilmişti.

İçeride: Mâbeyn ve Harem

Gezilen kısım ana bina. Osmanlı saraylarında olduğu gibi iki bölümden oluşuyor: resmî işlerin ve erkeklerin tarafı Mâbeyn, bir de Harem. Bina bodrumla birlikte üç katlı. Batı üslupları Doğu’nun planına oturtulmuş; odalar, büyük bir Türk evinde olduğu gibi orta sofalara açılıyor.

Yerlere de bakın: tabanlar Mısır’dan getirtilen hasırlarla kaplı, bir yazlık için serin ve akıllıca bir seçim. Hereke halıları, Baccarat kristal avizeler, İngiliz, Fransız ve Haliç Tersanesi yapımı saatler, Çin, Japon, Fransız, Alman ve Yıldız porseleni vazolar dekorasyonu tamamlıyor. Bazı mekânlarda Türk bayraklı gemi resimleri ve hatla yazılmış manzumeler var.

Bahçeler ve kapalı köşkler

Sarayın arkasında bahçeler setler hâlinde tepeye tırmanıyor, setleri merdivenler ve rampalar birbirine bağlıyor. Bugüne yaklaşık 70 dönüm kalmış. Hasbahçedeki manolya ve kestaneler, Harem bahçesindeki ıhlamurlar ve setlerdeki erguvanlar II. Abdülhamid döneminde dikilmiş.

Bahçedeki en güzel yapıların birkaçı şu an ziyarete kapalı. Millî Saraylar’ın sayfasına göre kapalı olanlar şunlar: biri Mâbeyn’e, biri Harem’e ait, sekizgen çatıları hayvan figürleriyle bezeli Deniz Köşkleri; Sarı Köşk; II. Mahmud’un 1829–1832’de av köşkü olarak yaptırdığı, içinde havuzu ve sebili olan Mermer Köşk; ve saltanat atları için yapılan, yirmi bölmeli, tavanında at figürleri bulunan Ahır Köşk.

Kapalı olsalar da bu yapıların hikâyesi bilmeye değer. Deniz Köşkleri birer bahçe kameriyesi gibi tasarlanmış; eski belgelerde “çadır köşkü” ya da “yeni model” anlamına gelen “nevresm” köşkleri diye geçiyorlar. Mermer Köşk adını dış duvarlarının mermerinden alıyor. Sarı Köşk bir cephesiyle koruya gömülü, öbür cephesiyle dışarıya açılan, bodrum üzerine iki katlı bir yapı; tavan süslemeleri döneminin özgün örneklerinden sayılıyor. Ahır Köşk ise bahçenin en son setinde; avizelerinde bile at başı kabartmaları var, Osmanlı’nın ata verdiği değeri anlatmak için bundan iyi bir örnek zor bulunur. Kapıları kapalı da olsa, bahçede dolaşırken hangisinin hangisi olduğunu bilmek gezinin tadını artırıyor.

Millî Saraylar’a bağlı her mekânda bazı bölümler restorasyon için kapanabiliyor ve gezilemeyen kısım için para iadesi yapılmıyor. Görmek istediğiniz belli bir oda varsa bileti almadan önce gişeye sormakta fayda var.

Pratik bilgiler

Saray pazartesi kapalı; gişe 09:00–17:00 arası açık. Bilet sarayda ve Millî Saraylar’ın e-bilet sisteminde satılıyor; sadece bahçeyi gezmek isteyenler için daha ucuz bir bahçe bileti de var. Müzekart geçerli. Sesli rehber her bilet türüyle ücretsiz, ancak Müzekart’la girenler bundan yararlanamıyor. Bebek arabasıyla binaya girilmiyor.

Saray Üsküdar’ın hemen kuzeyinde. En kolayı vapurla Üsküdar’a geçip sahil yolundan kuzeye giden otobüs ya da minibüslerden birine binmek ve köprünün dibindeki Beylerbeyi’nde inmek.

Bütün gününüz varsa aynı yoldan devam edip Küçüksu ve Beykoz Mecidiye kasırlarını da görebilirsiniz; ikisi de pazartesi kapalı.